İşte “insan” olması itibarı ile, imanın, mü’minin kalbine diktiği kıymet ve şeref fidanı budur. Fakat insan mü’min olmak itibarı ile de kalbine daha derin manalar ve daha büyük şeref duyar. İman onu öyle yüksek bir semaya çıkarır ki, ayakla oraya varılmaz ve kanatla oraya uçulmaz.
İnsan, imanlı bir milletin üyesi olarak da başka bir saygı ve başka şeref duyar:
“Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, fenalıktan alıkorsunuz ve Allah’a imanınızda devam edersiniz” (Al-i İmran: 3/110).
“Ey Müslümanlar, böylece sizi seçkin ve şerefli bir ümmet kıldık ki, bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hak şahitleri olacaksınız”(Bakara: 2/143).
“Allah, dini muzaffer kılmak için sizi seçti. Din işinde üzerine bir güçlük de yüklemedi” (Hac: 22/78).
Allah’ın, Kur’an-ı Kerimde mü’minlerin adma tescil ettiği şerefi, imanlı kişi, Allah’ın ve Resulunun şerefi ile yanyana hisseder:
“Kuvvet ve üstünlük Allah’m, Resulünün ve mü’minlerinindir.”(Munafikun: 63/8).
Ve mü’min, içinde şunu hisseder ki, Allah ona öyle bir kıymet ve öyle bir hürriyet vermiştir ki, hiç bir şey onun üzerine çıkamaz ve hiç bir şey ona hüküm yürütemez:
“Ve Allah elbette o günde, kafırler için müminler aleyhine bir yol verecek değildir”(Nisa: 4/141).
Mü’min, kendisini Allah’ın dostluğunda ve Allah’m yardımı içinde hisseder:
“Sebebi şu: Çünkü Allah, iman edenlerin yardımcısıdır. Kafirlere gelince; onların yardımcısı, yoktur”(Muhammed: 47/11).
“Allah iman edenlerin yardımcısıdır. Onları dalalet karanlıklarmdan (kurtarıp) hidayet nuruna çıkarır. Kafırlerin dostları ise şeytanlardır. Kendilerini (nurdan) ayırıp karanlıklara sokarlar”(Bakara: 2/257).
Mü’min kendisini Allah’ıh mahiyetinde hisseder. Alah onu uyumayan gözü ile bekler, onu kimsenin yanaşamayacağı hareminde korur ve yenilmez kuvveti ile ona yardım eder:
“Ve Allah mü’minlerle beraberdir”, “Mü’minlereyardım etmek bize haktır”(Rum: 30/47)
“Soıwa, kafirlere azap inince, peygamberimizi ve ona iman edenleri kurtarıyorduk. İşte böylece, mü’minleri de, üzerimize bir hak olarak kurtaracağız”(Yunus: 10/103)
Mü’min kendisini, her şeye gücü yeten Allah’ın himayesinde hisseder. Allah onu korur ve düzen bazlarm ve mütecavizlerin oklarmı göğsünden geri çevirir:
“Muhakkak ki Allah, müşriklerin saldırılarmı mü’minlerden savacaktır. Çünkü Allah her hami ve nankörü sevmez”(Hac: 22/105)
Kur’an-ı Kerim, işlerini iyi veya kötü olduğunu mü’minler ile ölçer. Mü’minler verdiği hüküm Allah indinde muteber, görüşleri ile birdir:
“De ki: Çalışın. Çünkü yaptıklarınızı Allah da, Resulü de, mü’minler de görecektir”(Tevbe: 9/105).
Ayet, mü’minlerinin razı olduğu şeye Allah’m da razı olacağını ima ediyorsa da, mü’minlerin istemediklerini Allah da istemiyor: “Bu, hem Allah katında, hem iman edenler yanında en büyük buğzu gerektirir”20. (20) Gafır: 35
Bu büyük manalar ve yüce duygular, bir defa ferdin varlığına sirayet elli mi, onu şerefli, kıymetli, nefisli, büyük emeller besleyen bir insan yapar. Artık o, herhangi bir mahluka baş eğmez; her hangi bir zora, taşkınlığa, mala ve mevkie boyun kırmaz. Onun parolası şudur: “Kainatın efendisi, Allah’ın kölesi”.
Artık, Bilal-Habeşi gibi zenci bir kölenin, kalbine iman işledikten sonra, efendilerine karşı gururlandığını ve baş kaldırdığını görürsek şaşmamalıyız. 0, iman etmekle Allah katında daha büyük bir fian’a ve daha yüksek bir mevkie kavuştu. Ümeyye b. Halef, Ebu Cehil b. Hişam v.s, gibi, Kureyş büyükleri ve ulularma gözlünün köre, ışıkta yürüyenin karanlıkta düşüp kalkana bakması gibi bakmaya başladı.
“Hiç, küftirle ölü olup kendisini hidayetle dirilttiğimiz ve ona insanlar arasmda yürüdüğü bir iman verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalmış olan ve ondan bir türlü çıkamayan kimse gibi olur mu?”. ( En’am: 6/124)
“fiimdi yüz üstü sürünen mi daha doğru, yoksa dosdoğru bir yol üzerinde düpedüz yürüyen mi?”. (MüIk: 677/22)
Artık, kallbine İslam itikadı girdikten ve Kur’an ayetlerini fikrini aydınlattıktan sonra, Rib’i b. Amir gibi baldın çıplak ümmi bir çöl bedevisinin, bütün ihtişamı içinde, etrafında yüzlerce hizmetçisi, binlarce askeri ile kibir ve gurur içinde yüzen İran genel kurmay başkanı Rüstem’in karşısında dimdik durmasına şaşmamalıyız. Rüstem soruyor, kimsiniz? Arabi, imanlı bir şerefli, şerefli bir iman ile şöyle diyor. Biz, insanlan, kula ibadet etmekten Allah’a ibadete, dünyanm darlığından dünyanm bolluğuna ve dinlerin zulmünden İslamm adaletine çıkarmak için Allah’a gönderdiği milletiz.
Allah’a şeref duyan, Allah’a karşı zillet gösteren, Allah’la zengin, Allah’a muhtaç bir kulluk içinde, şairin şöyle bir şiirini okumakla şaşmamalıyız:
“İzzet veşerefimi artıran, nerede ise IJiker yıldızma ayak bastıran şey şudur: senin “ey kullarım” çağrına dahil olmam ve Hz. Muhammed’i bana Peygamber olarak göndermendir”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir