İnsanın gayesini ve hayattaki görevini İslam itikadı pek açık olarak belirtmiştir. İnsan boş yere yaratılmamış ve başıboş bırakılmamıştır. İnsan bir gaye ve hikmet uğruna yaratılmıştır. Nefsi için yaratılmamış, kainattaki bir unsurun kulu, kölesi olsun, diye de yaratılmamıştır. Hayvanlar gibi yeyip içmek, uzun veya kısa şu ömrü doldurmak, sonra da toprak
tarafindan yutulup, kurtlara yem olmak ve yokluğa gömülmek için yaratılmıştır.
0, Allah’ı tanımak ve ona ibadet etmek için, yeryüzünde Alah’ın halifesi olmak için yaratılmıştır. fiu kısa hayatta büyük emaneti, sonmluluk emanetini yüklenmek için yaratılmıştır. Böylelikle imtihan onu eritir, sonmluluk onu cilalar; olgunlaşır, sonsuz ebedi hayata hazırlanır.
İnsanın, nefsi için değil de Allah’a ibadet etmek için, şu küçücük fani dünya için değil de ebedi baki hayat için yaratılmış olması doğnsu müthiş bir haberdir.
fiöyle bir söz var: Ahak yemek için yaşar, akıllı yaşamak için yer.
Bu söz düğümü çözmez, meseleyi halletmez. Çünkünasıl olursa olsun yaşamak gaye değildir. Son hala yerinde durmaktadır: İnsan ne için yaşar?
Maddeciler: İnsan nefsi için, dünya malı için yaşar, derler.
Mü’minler ise: İnsan yüce Rabbi ve ebedi hayat için yaşar, derler.
“Siz iancak boşuna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülmiyeceğinizi mi zannettiniz?”. (Mü’minun: 23/115)
Nefsi için yaşayanla Rabbi için yaşayan arasında, mahdut dünya için ayaşayanla ne zaman, ne de mekanla mahdut olmayan varlık için ayaşayan arasmda ne büyük fark vardır!
Allahsız maddi görüş insan için bir gaye tanımıyor. Çünkü gaye bir kasıt gerektiriyor, kasıt ise bir kasdeden gerektiriyor. Halbuki görüş insanın kasden yaratılmış olmasmı inkar ediyor. Bunun için onların nazarında insanm, geçim için yonlmaktan ve geçimi kolaylaştırmaktan başka bir amacı yokur. Başka bir deyişle, insanın, dünya ziynetinin ve dünya malınm arkası sıra koşmaktan başka bir mesajı yoktur, hepsi bu kadar. İnsanm kısa ömrü biti mi varlığındaki herşey de biter. Bunu Kur’an-ı Kerim ne güzel ifade ediyor:
“De ki: Dünya zevki pek azdır”. (Nisa: 4/77)
Dünya zevki sadece az değil, ucuzdur da, kötüdür de. Çünkü o,sırf hayvani bir zevktir. Bir edip dünya aşıkları ile alay ederek şöyle demiştir: İzler kimin gayesi karnı ve udu ise kıymeti de onlarda çıkandır”.
Kur’an-ı kerim’in şu sözü bize yeter: “Kafirler ise zevklenmeye bakarlar; hayvanlar gibi yerler içerler. Yerleri de cehennemdir”. (Muhammed: 47/12)
Maddi görüş; insanı hep nefsinin etrafmda yani keyf ve şehvetinin etrafmda, bedeninin ve arzulalrınm etrafmda, hayvani yanınm etrafmda dolaştırır. Böylece öbür tarafi dumura uğrar, büzülürken, solar ve ölürken hayvani tarafi büyür, şişer.
İnsanın, maddi vehayvani tarafinın bu suretle büyümesi habis bir büyümedir. Sonunda insanı tamamen mahveder.
Öyleyse insanın, nefsinden ve keyfmden başka ulaşmak istediği bir hedefi olmalıdır. Yoksa dolap beygiri gibi kendi etrafinda döner durur. Döner, döner, son vardığı yer ilk defa başladığı yerdir.
Felsefeleri insanm, kendi varlığını ve zatını gerçekleştirme mihveri etrafında dönen “Varlıkçılar” ı batılı bir yazar şöyle anlatıyor: “Varlıkçı, kuyruğunu yakalamak için kendi etrafinda dönen köpeğe benzer. Nekuyruğunu yakalayabilir, ne de koşmaktan geri dunr. Bu, boş vakit buldukları zaman köpeklerin oynadıkları bir oyundur, sonu gelmeyen bir oyundur”. Bu teşbih bize, kur’an-ı Kerim’in, Allah’m ayetlerinden soyulan, aşağılık duygusuna kapılan ve havasına uyan kimse hakkında verdiği misali hatırlatıyor. Allah Teala diyar ki:
“Onlara o kimsenin haberini oku ki kendisine ayetlerimizi vermiştik de, o, bunları inkar ederek imandan çıkmşıtı. Böylece şaytan onu orkasma takmışda azgınlardan olmuştu. Eğer dileseydik, o kimseyi, bu ayetlerle iyiler derecesine yükseltirdik. Fakat o, aşağılığa saplandı ve havasma uydu. İşte bunun hali, o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. Ayetlerimizi yalanlayanlarm hali işte böyledir. Ey Resulüm, sen hadiseyi kafırlere anlat. Olur ki gereği gibi düşünürler. Ayetlerimizi yalanlayıp ancak kendi nefislerine zulmeden topluluğun hali ne kötüdür”(Araf: 7/175-177)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir