İnsan şu uçsuz bucaksız maddi alemdi, bu alemdeki her şeyi kendi yararına ve işlerini düzenlemeye kullanan bir efendi rolündedir. Sanki kainattaki her şey kendisi için dokunmuş, boyuna göre biçilmiştir. “Allah, o varlıktır ki, gökleri ve yeri yaratıp gökten yağmur indirdi de onunla size rızık olarak çeşili meyvalar çıkardı. Bir de emriyle denizde yürümek için gemileri size bağlı kıldı. Nehirleri de size musahhar kıldı. Güneşi ve ayı, adet ve görevlerinde devamlı olarak size o musahhar kıldı; yine gece ve gündüzü sizin faydanıza o bağladı. Hem Allah istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah ‘m bunce nimetini teker teker saymağa karkarsanız, onu kısım kısım bile sayamazsınız”. (İsra: 17/70)
Gerçekten biz, adem oğullarını (diğer hayvanlar üzerine) üstün kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve onlara hoş rızklar verdik. Kendilerini, yarattıklarımızdan çoğunun üzerine üstün kıldık”. (Casiye: 45/12-13)
“Allah O’dur ki, denizi sizin hizmetinize bağladı; Allah’ın emri ile hem denizde gemiler hareket etsin, hem fazlından (rızık) arayışımız, diye... Gerek ki şükredesiniz... Bir de göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini kendi katından sizin hizmetinize bağladı. şüphesiz ki bunda, düşünecek bir kavim için ibretler vardır”. (Lokman: 31/20)
“Görmediniz mi ki, Allah, göklerdekini ve yerde olanı hep menfaatiniz için birer sebep kılmıştır. Hem aşikare, hem gizli olarak her türlü nimetlerini üzerinize tamamlamıştır”.
İşte insanın bu kainattaki yeri ve kainatla ilişkisi budur.
Kainatta insandan çok büyük cisimler varken ona bu yüksek dereceyi temin eden nedir?
O şey, insandaki ilahi nunn ve ilahi nefesin sırrıdır.
O nefestir ki, insanı yeryüzünde Allah’ın halifesi olmaya; büyük emaneti, sorumluluk emanetini yüklenmeye yetenekli kılmıştır. Bunun Kur’an-ı Kerim parlak bir edebi tasvir ile gözler önüne seriyor:
“Biz, emaneti, göklere arza ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler; ondan korktular da onu insan yüklendi. İnsan cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor”. (Ahzab: 3 3/72)
İnsandaki bu kabiliyettir ki -Allah ona hidayet yollarını müyesser ettikten ve bütün engelleri kaldırdıktan sonra- insan kendi geleceğini kendi belirleme hakkını vermiştir.
“Doğrusu insan, nefsine karşı murakabaci bir şahiddir”. (Kıyame: 75/14)
“İsteyen iman etsin; isteyen küfretsiı”. (Kehf: 18/29)
“Nefsini temizleyen kurtulmuş, nefsini kirleten hüsrana uğramıştır”. (fiems: 91/9-10)
“Eğer iyilik ve güzellik işlerseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz, ve eğer kötülük ederseniz yine kendinize (İsra: 17/7)
İslam insanı yüceltmiş; onu bütünü ile kabul etmiştir; ruhu ve vicdanı ile, yere dönük tabiatı ve yukarı çıkan şekvki ile... Boynuna lale, ayağına bukağı takmamıştır. Ona hiç bir şeyi haram etmemiş ve hiç bir hayır kapısını yüzüne kapamamıştır. Onu din ticareti yapanların eline bırakmamış; bilakis ona doğrudan şöyle hitap etmiştir:
“Ey insan! Kerim olan Rabbine karşı seni aldatan ne?”. (İııfitar: 82/6-8)
“Ey insan! Gerçekten sen Rabbine doğru çabalar da çabalarsm. Nihayet ona kavuşursun”. (İnşikak: 84/6)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir